Karagöz Ve Hacivat Gerçeği

Karagöz Ve Hacivat

Karagöz Ve Hacivat Kimdir ?, Karagöz Ve Hacivat Tarihi,Karagöz Ve Hacivat Nedir ? Karagöz Ve Hacivat Gerçekte Kimlerdir ?

Kültür dünyamızda yer tutmuş en meşhur gölge oyunu hakkında bilindik ama Aslı olmayan bir hikaye dolaşır dillerde Peki Eldeki vesikalar bu konuda ne diyor ? Ya Her mevzuda bir diyeceği olan Evliya Çelebi Karagöz ve Hacivat ile ilgili hikaye malumunuzdur Güya bu iki zat birer ameledir. Bursa Ulu Caminin inşaatında çalışırlar Ne var ki İkisi de pek çenebazdır inşaatı aksatırlar caminin iki ayda Tamam olmasını isteyen Sultan dediği olmayınca sinirlenir ve mimari huzura çağırır Mimar da koca mabedin ve bilcümlHacivate inşa işlerinin gecikmesine Karagöz ile Hacivat sebep gösterir Hünkar sinirlenir ve o Öfkeyle kendilerini alır Bu iki Adem’in fakat halkın Gani bu muhabbeti vardır Onlara bir sanatkar çıkar ve onların tuluatını gölge oyununa çevirir neresinden tutarsanız tutun bu söylentinin garabeti pervasızlığı tutarsızlığı ortadadır

Fakat bu hikayeyi olduğu gibi inanan pek çok insana rastlamak mümkün ideolojinin meyvesi bu hikaye sırf bir ideolojinin meyvesi Sultanlar zalimdir Öyle ki bir cami inşaatı gecikti diye iki Garibin kellesini alı verirler zaten Osmanlı’nın mimarları da öyle bir zaman planı yaparlar ki İki işçi lakırdı edince Gecikir işler ecdadın ameleleri de bir gariptir bir Hani nerede iki adam söyleşti, işi gücü bırakır onları dinlerler Daha acayip olan da şudur: Bizim bir sanat ortaya koymamız için illaki bir zulüm lazımdır. Öyle ya. Karagöz sanatı padişahların sömürü düzenine bir başkaldırıdır(!). Onurlu halkımız sultana böyle direnmiştir(!). Türkiye’nin modern dünyadaki hacmini belirlemeye çalışan yüzlerce aydın, bu hikâyeye sarılır. Ve ardından böyle hükümler türetir dururlar.

Bu asılsız hikâyeye inanmak için hiçbir sebep yoktur. Pekâlâ biz Karagöz sanatını Öylece, durup dururken de bulmuş olabiliriz. Mumun şavkında elleriyle gölge yapan bir garip adamın aklına gelmiştir mesela. Yahut torunlarına masal anlatırken işi biraz daha zevkli hâle getirmek isteyen bir dede akletmiş olabilir. Nüktedan seyyahımız Evliya Çelebi, Karagöz ile Hacivat’ı Selçuklu devrine götürür. Çelebi’ye göre Karagöz İstanbul’un kralı Kostantin’in seyisi Sofyozlu Bali Çelebi’den başkası değildir. Hacivat ise Sultan Alaeddin devrinde yasayan Yorkça Halil namında bir âdemdir.

Bunlar ara sıra buluşur söyleşirler. Hiçbir sahih kaynağa dayanmayan bilgilere göre ilk Karagöz

Ustası Şeyh Küsterî’dir. Bu isim yukarıda bahsettiğimiz söylentinin sonunda zikredilir. Oysa Osmanlı ’nın hiçbir kaynağında ne bu isme ne de bu hikâyeye rastlanır.

Yavuz Sultan Selim İle Başlayan Orta Oyun Serüvenimiz Fakat İbn-i İlyas’ın Mısır tarihini ele aldığı Bedâyiu’z-Zuhur adlı eserde Karagöz’ün Osmanlı’ya gelişine dair bir rivayet vardır. Buna göre Yavuz Sultan Selim Han 1517’de Mısır’ı fethettiğinde ona Nil Nehri üzerindeki Ravza adasında bir gölge oyunu arz edilir. Bu oyun İkinci Tomanbay’ın Yavuz Sultan Selim tarafından idam edilişini konu almaktadır. Bu temasa, sultanın hoşuna gider. Şehzade Süleyman’a da izletmek ister. Ve gölge oyununu sahneleyen sanatkârı İstanbul’a getirir. Öyle ki Yavuz Sultan Selim, yanında tam 600 sanatkâr getirmiş ve bu sanatçılar yıllarca İstanbul’da kalmıştır. Karagöz sanatına Osmanlı belgelerinde ilk defa 16. yüzyılda rastlanması, Yavuz Sultan Selim’e ait anlatımı doğrular niteliktedir.

İmam Şafi Hazretleri (vef. 820), gölge oyunu hakkında bir beytinde Özetle şöyle der:

Gölge oyununu gördüm. Hakikat ilminden nasibi olanlar için onda büyük ibret vardır. Ondaki gölgeler geçer, rolleri bitince çekilir gider. Onların tamamını oynatan bâki kalır.”

Karagöz oyunu bu belgelerde “hayal-i zıll” diye tabir olunur. Yine bu vesikalara göre Memlük gölge oyunu figürleri şeffaf değildir ve tek renktir. Oyle anlaşılıyor ki Osmanlı’nın usta sanatkârları deriyi ipek gibi islemiş, şeffaf hâle getirmiş ve renkler ile tezyin etmiştir. Osmanlı, Karagöz sanatına kendi inceliğini, derinligini, ustalığını ve usulünü katmış; onu bambaşka bir boyuta taşımıştır. Karagöz Oyununun Ayrıntıları Karagöz oyununun sanatkârına Hayali denir. Hayali pek çok sanatı bir potada eritir. Derinin ham iken ustaca işlenmesi ve boyanması başlı başına bir sanattır. Ardından oyunun metni oluşturulur ki Hayali burada tam bir senarist olur. Bu senaryonun ezberlenmesi ve tek kişi tarafından hem sahnelenmesi hem de seslendirilmesi icap eder ki Hayali burada yönetmen ve seslendirme sanatçısına dönüşür. Oyun, cemiyetin içinde bulunduğu döneme ışık tutmalı; örfe uygun olmalı ve ders vermelidir. Hayali tüm bunların derdine düşen ve oyununu tek başına sergileyen bir hezarfendir aslında.

Karagöz oyunu mukaddime, muhavere, fasıl ve bitişten oluşan dört ana bölüme ayrılır. Oyunların hemen tamamı bu sıralamaya riayet eder. Karagöz oyunu aracılığıyla hem halk hikâyeleri hem de halk şiiri nesilden nesile tasınır. Şive ve ağız farklılıklarını da Karagöz’de bulabilirsiniz. Osmanlı’nın bütün unsurları bu oyunda kendine yer bulur. Bolulu Ascı, Kastamonulu Oduncu, Kayserili, Karamanlı, Laz, Acem, Arap, Arnavut, Tatar, Muhacir… vb. bu karakterler ve daha fazlası Karagöz oyununa renk katar. Karagöz tam bir Osmanlı sanatıdır. Ve bize aittir.

Ankara Devlet Konservatuarı’nın kurucusu olan Carl Ebert’in şu sözü güzeldir: “Karagöz ve orta oyunu çok değerli bir hazinedir.İhmal edilirse yazık olur.” Ne yazık ki zaman karagöz sanatını da etkilemiştir. Karagöz bugünün gençleri için çok az bir mana ifade ediyor. Halbuki Karagöz, tarihin ışığına tutulmuş bir gölgedir.

Yazan: Ahmet Pak

[Toplam:1    Ortalama:5/5]
yönetici’in profil fotoğrafı

yönetici Yazar

Sözcüklerin Gücünü Bilmeden İnsanları Tanımak İmkansızdır !!

Yorumlar

    Serdar Yıldırım

    (20 Şubat 2018 - 22:35)

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: BUZAĞI

    Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşırlar. Karşılıklı selamlaşmadan sonra iş arayan Karagöz’ün moralinin bozuk olduğunu gören Hacivat, ona derdini unutturmak için, bilmece sormaya karar verir:

    ” Karagözüm, sana bir bilmece sorayım da cevabını ver. Öküz altında ne arıyor derler? ”
    Karagöz: ” Tavşan arıyor derler. ”
    Hacivat: ” Olmaz, tavşanın öküzle ilgisi yok. ”
    Karagöz: ” Tilki arıyor derler. ”
    Hacivat: ” Tilkinin öküzle hiç ilgisi yok. ”
    Karagöz: ” Kurt arıyor derler. ”
    Hacivat: ” Kurt öküz altında aranmaz. Öküz bunu babası, inek bunun annesi. ”
    Karagöz: ” Koyun bunun amcası, keçi bunun dayısı. ”
    Hacivat: ” Hani o şey büyür dana olur, tosun olur. ”
    Karagöz: ” Dana olur, tosun olur. ”
    Hacivat: ” Tamam, dana dedin, dananın küçüğü. ”
    Karagöz: ” Küçük dana . ”
    Hacivat: ” Hah, küçük danaya ne derler? ”
    Karagöz: ” Dana küçük. ”
    Hacivat: ” Karagözüm, galiba bilemeyeceksin. ”
    Karagöz: ” Ben bilemezsem sen bil. ”
    Hacivat: ” Buzağı arıyor derler. ”
    Karagöz: ” Hı? ”
    Hacivat: ” Öküz altında buzağı arıyor derler. ”
    Karagöz: ” Ben onun öyle olduğunu biliyordum ama aklıma gelmedi. Sorunun cevabı buzağı. Bildim mi? ”
    Hacivat: ” Bildin Karagözüm, bildin. ”
    Karagöz: ” Bilemesem şaşardım. Bu soru kolaydı. Zor sorsan onları da bilirim. ”

    Karagöz’ ün güldüğünü, neşelendiğini gören Hacivat sevinir. Karagöz’ü de sevindirmek ister ve ona pazar yerinde hamallık bulur. Günün geri kalan kısmında sandıkla portakal, limon taşıyan Karagöz akşamüstü kazandığı iki akçeyle evinin yolunu tutar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir